Hayata Dair

7 Nisan, 2011

Yazıcı-dostu sürümYazıcı-dostu sürümArkadaşına gönderArkadaşına gönder

 Halkımız yıllardır muallakta yaşamakta. Ne yapacağını bilmez, programsız, hedefsiz, mutsuzluğun kol gezdiği bir dünyamız var sanki!
 Mutsuzluğumuzun  en önemli sebebi sohbet ortamı oluşturamamak ya da dertleşeceğimiz bir dert ortağının olmaması.
 Zamanımız televizyon veya bilgisayarla geçince, konuşmaktan ziyade dinleme ve seyretme pozisyonunda olmanın verdiği “gizli sıkıntı” bizi mahvetmekte.
 Eskiden -teknolojinin bizi bozmadığı dönemlerde- belki bizi aydınlatacak bir lambamız bile yoktu ama oturup gülüştüğümüz, ev oyunları oynadığımız, gölge gösterileri ile şenlendiğimiz, kalabalık ve bereketli sofralarımız, parasız ama mutlu ailelerimiz, yokluktan; az ve tek çeşit yiyen ama sağlıklı vücudumuz, biraz açık ama sıcak sohbetlerimizde içimizi ısıtan çayımız vardı.
 “Ne günlerdi o günler’’ deyip esef ettiğimiz, özlediğimiz o günler bizim için artık bir daha yaşanmayacak ya da yaşanamayacak günler oldu.
 Samimi dostlukların, çıkarsız arkadaşlıkların, “ben”  değil de “biz” diyenlerin olduğu bir toplum hayatımız vardı. Gavur filmlerine  bakarken “bu nasıl bir hayattır” diyerek hayretler içinde kaldığımız o bencillik ve edepsizlikle dolu hayatlar bizi de kendine benzetti, hiç aklımızın ucundan bile geçmezken. Kökü sağlam, inancı samimi bir kişilik var bizde derken meğer yanılmışız. Dünyanın, o büyülü gibi görünen, insanı içine çeken geçici ve kişiliksiz dünyası bizi de kendisine benzetmeye devam ediyor maalesef. 
 Alıştık bu hayata sanki! Bu yazıyı okuyanların birçoğu “ne var ki bu hayatımızda”  diye içinden geçiriyordur ama bir yandan da o günleri yaşayanlar, kendi hatıralarını hatırlayıp “hey gidi günler” diyorlardır.
 Çanakkale’de düşmanı vatana girdirmedik ama düşman bir çanak antenle taa yatak odalarımıza girdi de farkında değiliz. Çocuklarımızın kalplerine, gözlerine, gönüllerine onlar hükmeder oldu da biz uyanmadık. Çocuklarımızın konuşması, davranışları, istekleri o mimsiz medeniyetin kültürü ile benzeşir oldu. “Bu vatanı kime emanet edeceğiz?” sorusu bizi ürpertir oldu.
 “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak” diyecek üstatlara şimdi ne kadar da muhtacız. Aileler çocukları için yaşasa da ya da yaşadığını söylese de maalesef çocuğunun nasıl yaşadığından, kimlerle gezip, kimlerin peşinden gittiğinden bihaber. “Nereye gidiyoruz” sorusunu kendimize sorma zamanı geldi de geçiyor. “Ahir-zamanda zaman çabuk geçecek”  gerçeğini yaşadığımız şu günlerin kıymetini iyi bilelim ve çocuklarımız için asıl yapacağımız ya da yapmamız gerekenleri bir bir yapalım da vebali bizi iki cihanda mahvetmesin.
 Hazreti Ömer vefat edeceği sırada bütün mirasını devlete bağışlamış. Ya Ömer senin iki tane oğlun var onlara neden bir şey bırakmadın? diye soranlara;  “Çocuklarım akıllıysa zaten geçimlerini sağlarlar, yok akıllı değillerse benim bıraktığım parayı da yerler” demiştir.
 Efendimizin buyurduğu gibi ana babanın evladına bırakacağı en güzel miras güzel ahlaktır. Çocuklarımız arkamızdan bir Yasin-i Şerif bile okumazlarsa vay bizim halimize!
 İnşaalah bu yazıyı okuyan ebeveynler, evlatlarına daha fazla sahip çıkacak ve çocuklarının kalbine, ruhuna televizyon ve bilgisayar aracılığıyla kara hülyaların girmesine mani olacaklardır.
 Not: Yazımda da belirttiğim gibi halkımızı TV ve bilgisayar karşısından kaldırmak için sadece Paşabahçe Parkı yetmez. Belediyemizden ve diğer yetkililerden Sivas’ın her tarafına park ve dinlenme yerleri istediğimizi duyuruyorum. Sivas’ın en önemli eksiği bence zaruri ihtiyaçlardan sonra budur.
SERKAN ULUSOY

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi