Diyanetimiz baş döndürücü hızla yeni uygulamalarına devam ediyor. Geçmişteki hatalı hareketleri düzeltme babında merkezi ezan ve merkezi vaizleri kaldırarak, bu görevleri asli sahipleri olan müezzinlere ve her caminin imam hatibine verme düşünceleri yer yer tatbikata başlandı, devamı gelir inşallah.
Geçmişte yapılan azim hatalardan biri de Hutbelerden “İnneddine İndaalahil İslam” (Allah indinde din İslam’dır) ayetinin kaldırılması idi. Bu konuyu hiç de üzerine vazife olmayacak insanlar Meclise kadar getirip AK Partiyi karalamaya çalıştılar. Bir kısım AK Partili bu ayetin kaldırılmadığını iddia etse de bu yanlış hareket geçmişte yapıldı ve o günlerde siyasilere olsun, Diyanete olsun gerekli tepkiler gösterildi, tenkitler yapıldı. Hala Cuma hutbelerinde bahse konu ayet birçok camide okunmuyor, onun ye-rine zayıf rivayetle Peygamberimizin sözü olarak aktarılan, “Ettaibü minezzenbi kemen la zenbe leh” (Günahına tevbe eden, günahı yok gibidir) hadisini hocalarımız hutbelerinde okumaya devam ediyorlar.
Aslında bu tartışmaları yıllar önce Böyyük! Siyasetçimiz Süleyman Demirel başlattı. Hatırlanırsa şöyle demişti: “Kur’an-ı Kerim de iki yüz tane ahkam ayeti vardır, bunları çıkarırsak dışarıdan ve içeriden itirazlar olmaz.”
Diyanetimizin, yakın zamanda Güneydoğu’ya mahsus bir uygulaması daha oldu. Yarım asırdan beri Kur’an kurslarında yetişenler, hafızlık yapanlar, çeşitli kurslarda Arapça okuyanlar imam olamazken (ben de onlardan biriyim) hangi kursta veya hangi medresede ne tahsil ettiği bilinmeyen “Mele”ler (Mollalar) imam oldular.
Gelelim asıl konumuza: Geçenlerde haberlerde dinledim. Diyanet İşleri Başkanımızın yeni başlatacağı uygulamaları haber veriyorlardı. Bana biraz tuhaf geldi ama yine de üzerinde konuşulması lazım. Diyanetimiz sadece İstanbul camileri için iki yüz elli tane rehberlik kadrosu istemiş, rehberler de iki tane dil bilme şatı olacakmış. Peki ne anlatacaklarmış bu rehberler! Ne anlatacaklar canım, camileri ziyarete gelen batılı müşrik turistlere, Allah’ın birliğini, Peygamberin Hz. Muhammed olduğunu, geçerli dinin İslam olduğunu söylemeyecekler herhalde. Vazifeye başlamadan, laikliği ihlalden kendilerini hemen içeride bulurlar. O halde, ne anlatacaklar bu rehberler? İş mi yok, mesela: Camilerin yapılış tarihleri, mimari özellikleri, kubbe yükseklikleri, minarelerin estetiği, şerefiyelerin niye bazı minare-lerde iki, bazısında niye üç olduğunu, niye bazı cami-lerde bir, bazısında iki, bazısında dört hatta bazısında altı minare varken, niye üç minareli caminiz yok derlerse, bizim rehberler ne cevap verecekler, bende bilemiyorum. Ya bir de döner, “Biz bunu kabul edemeyiz, sizin bu hareketiniz teslisi inkârdır, bizimle diyalogu devam ettirmek istiyorsanız camilerin minarelerini üç olarak tanzim edin” derlerse, ne yapacağız?
Bir de hutbe konusu var ki içinden çıkılacak gibi değil. Hoca Efendilerin Cuma da okudukları hutbelerin bir özeti İngilizce olarak tekrarlanacakmış. Namaz kılmasalar da Cuma namazında Müslümanları seyreden turistler, hocanın hutbede ne dediğini merak ediyorlarmış. Aman dikkatli olalım, hocalarımıza şöyle suya, sabuna dokumayan konularda hutbeler hazırlayalım. Mesela: Verem Haftası, Domuz gribi, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı, kanserle mücadele formülleri, Birleşmiş Milletler, NATO’ya girişimiz ve daha birçok sosyal konular da hutbeler hazırlanabilir.
Yazımın başında “bana biraz tuhaf geldi” dememin nedenini okurlarım anlamıştır sanırım. Batılı misyo-nerlerin Anadolu’da cirit attığı, kapılarımıza kadar gelip kitaplar, kasetler bıraktığı, iş vadiyle, para ve-rerek, deha birçok rezil teklif ile Müslüman gençlerin dini, imanı çalındığı günümüzde, hocalarımızın İngilizce okuyacakları hutbelerde birkaç cümlede olsun İslam’ı tebliğ yerine geçecek bilgiler verilse, Diyanetimize de bu ruhsatı veren siyasilerimize de ömür boyu minnet duyar, duacıları oluruz.
Söz hutbeden açılmışken şunu da söylemeliyiz. Siz evvela hutbeleri bir defa Türkçe okutun. Hala hocalarımızın bir kısım sözleri, cemaat tarafından dua okunuyormuş gibi huşu ile dinlenmektedir ve okunan şeylerin ne manaya geldiği bilinmemektedir. “Emma badü feya İbadellah. İttekullah’e ve etıuh. İnnellahe meallezinettekav vellezinehüm Muhsinun.” Ela inne ehsenel kelam ve eblegannizam. Kelamüllahil melikil azizil Alam. Kema galellah’ü Tebareke ve Taala fil kelam” Ve devamının Türkçesi bu garip millete niye anlatılmaz.
Kur’an-ı Kerim’deki hükümlerin özeti olarak kabul edilen “İnnellahe yemürü bil Adli. İla ahır” ayetinin anlamı Türkçe okunsun emri müftülüklerde varke, niye hala % 90 hocamız bu ayetin mealini okumadan aşağı iner. Çok mu zor şu iki, üç cümlecik manayı tekrarlamak. “Allah adaletli olmayı, iyilik etmeyi ve yakınlara vermeyi emreder. (her çeşit haramdan) kötülükten ve zorbalıktan da men eder; Öğüt alasınız diye size va’z ve nasihat eder.”
BEKİR ÇÖL








Yorumlar
Yeni yorum gönder